Göğsümde toplanmış ağırlığın. Sen uyurken kuşlar konuyor penceremize. Ah bu kuşlar, oysa dakikalarca bekledin gelmelerini, sonra yenik düştün tatlı uykuna. Ben bakınca parçalı bulutlu bir gökyüzü, deniz, martılar, papatyalar ve içinden nehir geçen şehirler görüyorum o pencereden. Senin pencerende ne var? Biliyorum, manzaranı oluşturuyorsun. Neler koyuyorsun o tabloya, söyle.
Nefesin sakin ve ritmik. İstiyorum ki gözlerini açtığında dünyanın tüm güzelliklerini göstereyim sana. En güzel sesleri duy. Onları, sadece onları. Benim gösterebildiklerimle kendi bulduklarını harmanlayıp, kendi şarkını kendi sesinle söyleyeceksin biliyorum. Dünyanın yedi harikasını göstersem de, bir gün gidip bir kalabalık meydana veya bir köşe başına şehrin en güzel yeri diyeceksin ve biliyorum yedi harikayı unutsan da kendine en güzel bellediğin o yeri hiç ama hiç unutmayacaksın.
Belli belirsiz kıpırdanıyorsun. Uyanacaksın birazdan. Kalbim hem bir milim uzağıma gitmemeni diliyor hem de uyandığın anda koş, gez, gör, yaşa; coşkuyla, neşeyle, hevesle git, keşfet, tadını çıkar. Bu iki dilek arasında bir sarkaç gibiyim şimdilerde. Sen benim iyi ki'm, benim olduğun için değil, benden olduğun için değil, sen olduğun için, yalnızca ve yalnızca bu yüzden iyi ki'm.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder