21 Temmuz 2022 Perşembe

Ariadne

Karmakarışık ve sonsuz olduğunu düşündüğüm o labirentten; düşünü izleyip, hayallerini takip edip, ipliğine tutuna tutuna çıktım. Şimdi bambaşka bir labirentin içindeyim. Meğer çıkış sandığım yeni bir başlangıçmış. Ancak bu labirentin duvarları çiçeklerle dolu, gökyüzü parçalı bulutlu ve mavisi sevdiğim adamın renginde. Yere göğe bir türlü sığdıramadığım ve nereye koyacağımı, kime vereceğimi bilemediğim sevgim meğer senin için dolanıyormuş kanımda kıpkırmızı. Bağımız fiziken kesilmiş olsa da, yeri vücudunda baki biliyorum. Görünmez ancak kırmızı ipliğini uzat yine bana, bir ucundan tutup dünyayı keşfedeyim.

13 Temmuz 2022 Çarşamba

Ahmet Hoca’ya

 Hayır, hala bir kitap yazamadım hocam. Yazabilecek yetenek veya disipline sahip olduğumu da düşünmüyorum çokça senedir. Zaten geride kalan her şeyi kısmen sildim, kısmen yaktım, kısmen çöpe attım. Her nasıl yok edebileceksem öyle yaptım. Nedenini bilmiyorum, oysa kalsalardı belki, eski ben ilham olurdum şimdiki bana. Ancak düşünüyorum da yine olsa yine aynısını yapardım.

Ancak çok yazdım hocam, beyaz sayfalara, beyaz ekranlara, defterlere, peçetelere, fişlerin arkasına. O an elimin altında ne varsa işte… Hiç bir şey yoksa aklıma yazdım. Çoğunu unuttum veya kaybettim, bazılarını sakladım, çok azını paylaştım.

Yalnız bir yazı var ki hocam o aklımdan hiç gitmiyor. İçeriğini hatırlayamıyorum ancak ne çok özenmiştim ve ne çok sevmiştiniz bunu hatırlayabiliyorum. Beyaz Gemi’yi okumamız için ödev verip sonrasında da sınavda hakkında kompozisyon yazdırmıştınız. Ben hangi cüret ve cesaret ile bilmiyorum, sınırlardan çıkıp, yeni bir son yazmıştım Beyaz Gemi’ye. Kitabın asıl sonundan çok daha beyaz, apaydınlıktı kurguladığım yeni hikaye. Ah o sınav kağıdını bir bulabilsem, masalsı bir iksir veya bir sihirli değnek bulmuş gibi, belki yeniden hatırlarım o ilk gençliğin müthiş umutlu ve iyimser hallerini.

Sanıyorum o yazıdan sonra gitgide karardı kelimelerim hocam, acı oldu kalemim. Zehrimi hep oradan akıttım. Acıtmak için yazdım bazen. 20’li yaşların romantik hallerinde arada kavuşmayacakları buluşturduğum, ölümlüleri sonsuzlaştırdığım masallar yazdım. Sonra beğenmedim onları, gerçeğe uzak oldukları için. Kendi masallarım, yine kendi gerçeklerimle öyle kontrast oldular ki sinirlendim onlara. İşte tam da o yüzden bıraktım masal anlatmayı. Karardım, karanlığı ve karalığımı sevdim. İçinde kaldım uzunca. Sonra anladım ki orası da uzaktı içimde olanlara.

Yazmak için yaşamam gerekti ancak yaşamam için yazmamak. Tuhaf bir ikilem içerisinde biraz da hayatın koşuşturmasında yazmamayı, yaşamayı seçtim. Ah hocam ne gezdim, çok çalıştım, çok konuştum, bolca seyrettim, bolca okudum. Şimdi siz kızıyorsunuz ancak öğrencilerine değer veren biri olarak, o zaman size sorsam, kapanıp derin derin yazan bir Pınar yerine yaşayan Pınar’ı seçerdiniz. Uçuş uçuş uçuştum, tozu toprağa kattım.

Baktım ki çok toz olmuş ortalık, yorulmuş beden, yontulmuş zihin, azıcık durulmak istedim. Tek bir dala konup tünedim. İzledim, daha çok dinledim. İçime dönüp dinledim. İşte o zaman yeniden geldi yazma isteği. Hayır hocam bir kitap yazamadım. Ancak güzel notlar tuttum, çok gerçek günlükler. Dilekler yazdım, hedefler, gerçekleşenler. Bir de şimdilerde en sevdiğim, çocuk masalları ve ninniler. Kızıma okuyorum onları şimdi, en kıymetli dinleyicime.

Kızmayın bana e mi? Sözümü tutamadım. Ancak hayat be hocam. Yaşıyorum ben de işte. Hayali bile güzeldi yazabilecek olmanın, beni ben yapan temel taşlardan biriydi. Bana verdiğiniz çok güzel, çok kıymetli bir hediyeydi; bir gün yapabilecek olmamı düşündürmek. Teşekkür ederim. Anlayacağınız, bu hayal gerçekleşmemiş olsa bile tamamen de çıkmadı hayatımdan yazı. Tadımlık olarak hep cebimde kaldı. İyi ki de kaldı. Bir gün gelir de yeniden karşılaşırsa yollarımız, sözüm olsun, masallarımı okutacağım size. Sahi, siz de o sınav kağıdını hatırlayıp anlatsanız ya bana masal diye.