Çoğalıyorum sende.
Buram buram alev ellerim.
Yaklaşınca ruhuna,
Tutuşturup,
Kaplıyor ateşim yüzeyini.
Doluyorum seninle.
Sakince akan bir su ruhun.
Uzandıkça ruhuma,
Oluk oluk,
Dolduruyorsun içimi.
Artık saçlarım katran karası değil, bahtım da. Karalığına düzdüğüm methiyeleri yaktığım ateşin dumanı yapıştı üzerime sadece, bitmeyen karanlığım bundan. Senden kalan tek şey olduğu için asla yıkamıyorum isini yüreğimin. Sakın ola affınla silme o izi, kalsın, ben o kara noktaya baktıkça aydınlığa dönüyorum.
Boğaz geçiyor içinden şehrimizin. Bir yakasında sen, bir yakasında ben ve bir yansıma gibi aynı cümle iki farklı anlamda yakılanıyor. İkisi de anlamlı, ikimize de anlamlı. Karşının taksisiysem ne olmuş ki? Gezmeyi çok severim. Sen de seversin bilirim. Denizin kenarında bir yürüyüş mesela, hele amaçsızsa, laf lafı açarsa, yanyanaysak... Ki o laflar hep yenilerini açar biz yanyana olursak.
Bir cümle geçiyor aramızdan boğaz gibi, iki yanı farklı anlamlı. Söylesene ayırıyor mu bizi yoksa birleştiriyor mu bu su birikintisi? Bu cevap bütün anlamları değiştirebilir, görüyorsun değil mi? Anlıyorsun biliyorum. Altı çizili cümlelerinden anlıyorum.
Bir cümle geçiyor aklımdan sen giderken, hangi anlamının altını çizeceğini sana bırakıyorum:
Gel de gitme! Gel, de gitme.
Hafızandaki boşlukta ne var?
O cenaze sonrasında hangi meyhaneye gitmiştik?
Kayıp kitabının nerede olduğunu biliyor musun?
Yerde bulduğun fişin üzerinde ne yazıyordu?
Metrobüs çıkışında kim beklemişti?
Post it’ler hangi renkti? Sarı not kağıtlarını neden bu kadar çok sevdiğimi kim nereden bilebilir?
Kaçıncı sayfadaki cümlenin altı çiziliydi?
Neler söylendi?
Her 5 senede bir izlediğim o filmi geçen sene, zamanı geldiği halde, izlemedim. Bunun bir anlamı var mı? Koşturmacanın içinde kaybolmuş olma durumum dışında.
Eski günleri yad ederek geçirdiğimiz buluşmalarımız, yeni günlerin gündem maddesi olacaklar mı? Yoksa elimizde kalanları tüketmek mi bu sadece?
Çekmecemde duran ve her taşınma, vazgeçiş, bunalma, özleme, sevinç ve paylaşma isteğinde açıp okuduğum notlardaki ezberlediğim cümleler nasıl hala sıradanlaşmıyorlar?
Altı çizilmiş bir kitap hediye etmek... Burada anlatmak istediğim hissi kelimelere dökemeyeceğime emin olduğumdan bu cümleyi tamamlamıyorum.
Cap!
12 Ocak'ta ne oldu?
Bir takma adım olsa Leyla olurdu elbette. Aslı değil! Aslı değil... Leyla olmak, aynı zamanda Aslı olmamak demek. Aslı olmamak da Leyla olmaya dair.
Sevilmeye çalıştığını belli ettiğinde sevgi alamıyorsun. Umursamadığında bol kepçe.
Yazarak biter mi? Peki ya gerçekten yazsam, kalır mı?