Hala yerinde mi yoklamak için okudum yazdığın o cümleyi. Sorguladığım şeyin ne olduğu konusunda emin değilim. Cümlenin hala orada olduğu mu yoksa bende uyandırdığı öfke ve kırgınlığın varlığı mı? Büyük bir olgunluk ile açtım kitabının son sayfasını. Merak ettiğim şey masalının sonu muydu yoksa affedip affetmediğim miydi bilmiyorum. Sanıyorum kendimi denedim. Bir sonraki hareketimi bunun sonucu belirleyecekti. Bir yatalak gibi senelerdir tek bir adım bile atmamışken üstelik. Evet, kendimi denedim: o cümleyi okuduğumda en ufak bir değişiklik bile olmasaydı ruhumda bu eylemsizliği sona erdirecektim. Sıradan yetişkinler gibi sitemsiz, coşkusuz, olağan ve durağan davranacaktım. Havadan sudan konuşacaktım. Öyle ya, masal falan değil, -di'li geçmişte ben tuhaf, sen ise basit bir hayatı olan sıradan biriydin. Sen düz biriydin, böyle diyordun. Oysa tek bir yeri bile kıvrımsız değildi vücudunun. Ne demek istediğimi bildiğine eminim. Benim de saçlarım tüm müdahalelerime rağmen düz olmayı başaramadılar. Bunlar hep ruhumuzun karmaşıklığının yansımasıydı dış dünyamıza. Aramızdaki fark birimizin bunu bilmesi, diğerinin habersiz olmasıydı. Göstermeye çalıştım; seni sana, kendi gözümden. Sen ne yapmaya çalıştın, bilmiyorum. Önceden biliyordum ve şimdi mi unuttum yoksa hiç mi anlamadım, inan hatırlamıyorum. Hatırlayabilmek için dokundum sayfalarına, benimkileri çoktan yaktığımdan sende olan kanıtlara tutundum. Her katilin yaptığı gibi döndüm işte mahale, kitabına. İşin garibi katil kim maktül kim ondan bile emin değilim. Hükmü net değil ki bu davanın, üstelik zaman aşımına da uğramış. Öyleyse bu sızlayan ne? Gördüm ki benim ruhumun her yeri kağıt kesiği, sayfalarından, yazdıklarımızdan. Öyle büyük bir yara değil ancak acı mürekkebine hala duyarlı o minicik kesikler. Anlayacağın, bu denemeden geçemedim ben. İçimdeki çocuk hala "22, bütün romantizmin ölümü" diye mırıldanıyor. Gülümseyip, "Sen bir de 34'ü gör." diyorum ona. Gördüğün üzere ben sıradan bir yetişkin olamadım. Senin kapalı kitabının gölgesinden, kendi yaktığım sayfaların dumanından nasıl da karanlık bak hala bir yanım. Senin aydınlığın nasıl da güzel olmuş. İçimde uyandırdığı neşeyi, saygıyı, merhameti tarifin imkanı yok, utanmasam gurur duydum bile diyebilirim. Güneşe döndüğümden yüzümü, ardım hep karanlık kalıyor işte. Doğduğum günün yıl dönümü olan; sessiz, huzurlu bir geceden sonra, sabah ışığında, en sevdiğim çiçeğin ölümüne, "kimin umrunda" dendiğinden beri bu böyle. Ardımdaki karanlık, yanmış kütüphanemin yere çökmüş külleri, yarısını yanlış hatırladığım şarkı sözleri ve ruhumun çocuk yanı, şimdi toprak olmuş eski sarı yapraklara bakarak hiç kıpırdamadan, hiç ses çıkarmadan öylece otursun, bırak. Zaten hiç beceremem havadan sudan konuşmayı.
19 Eylül 2020 Cumartesi
21 Temmuz 2020 Salı
Daniel
Ah, Daniel! Sen beni iyi bir insan yapıyorsun. Sabahları çantama kedi maması atarken aklımda gülen yüzün oluyor. Balkondaki saksıdan çıkan ve ne olduğunu bilmediğim (büyük ihtimalle ayrık otu olan) bitkiyi sularken ise yeşil gözlerin. Tek ayağı olmayan kumru cam kenarına geldiğinde, ona ayırdığım bulguru almak için mutfağa koşarken elini göğsüne koyduğumda hissettiğim kalp atışların. Kocaman bir sevinçsin sen. Şeker dükkanında en sevdiği tadı bulmuş çocuk gibiyim seninle. Renkli bir cam gibi saydam ve parlak o şekeri tutarken, titremesi ellerimin, düşürüp kaybetme korkusundan. En neşeli şarkıların sözlerine uyacak şekilde yaratılmış gibisin ve nabzın onların ritmine uygun atıyor biliyorum.
Ah, Daniel! Sen beni berbat bir insan yapıyorsun. En yasak düşüncelerde seni geçiriyorum aklımdan. Kimsenin sevmediği, görse koparıp atacağı bir bitkiye sadece su verdiği için iyi biri olmaz bir insan. Topal kumru karnını doyurdu diye arınmaz günahlarından. Hem Daniel, sana geldiğim günlerde ben çantama kedi maması almayı da unutuyorum telaştan. Kocaman bir kalp krizisin sen. Şeker dükkanında, cebinde parası olduğu halde, en sevdiği şekerden düzinelerce çalan bir yaşlı bunak gibiyim. Ancak cebime saklarken o şekerleri elimin titremesi heyecandan değil, diyabetimden. En dertli şarkıların sözleri sana yazılmış gibi ve onların ritmi gibi ağır ağır ilerleyip zehirliyorsun beni biliyorum.
Ah, Daniel! Sen beni hiçbir şey yapmıyorsun. Bir kaç aç doyurdum diye azize olmadığım gibi, bir kaç günah işledim diye iblise dönüşmüyorum. Beyazın içindeki kara, karanın içindeki ak gibi karışıyorum kendimle. Sana dair şeyler hem çok cazip hem namüsait. Seni düşünüşlerim kah çocuk masumiyetiyle kah büyük suçluluklarla. Sen Daniel, nasıl bakarsam sana o oluyorsun. Ben seni iyi bir insan yapıyorum, kötü bir insan yapıyorum. Sen Daniel, hep ben oluyorsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)