Yazdıklarımın saati sanki bir zamanda bozulup durmuş gibi. Ne zaman kağıda aşersem mürekkebimden sen akıyorsun. Ne zaman sana aşersem düşüncelerimden mürekkep. Bazen üzerinden asırlar geçmiş gibi geliyor bazense daha dün gibi. Oysa ikisinin arasında bir yerde. Ortadan biraz daha geride. Bazı şarkılar peş peşe geliyor uyumla ve henüz aydınlık gökyüzünde dolunay görünüyor bembeyaz, bir vapur düdüğü duyuluyor. İşte o zaman biliyorum bir şeyler hizalanıyor, bir bilinmeyen, elimle tutamadığım ancak sezdiğim. Şehrimdeysen, uyanıksan ne olur ses ver. Bir yemek yemelik vaktin olmaz bilirim, zaten kırıntıları takip etmek daha cazip o sofrayı bulmaktan. Belki bir fincan kahve. Hava sıcak, ayların Pazar’ı Ağustos. Ancak Eylül yaklaşıyor. Derimin altında hissediyorum. Aklımın bütün sokakları denize çıkıyor. Yıllardan, yollardan, hatırlananlardan toplanan, adsız, kompozit ve amorf sen. Ses ver.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder